Bu araştırmanın kaynağı Dr. AHMET SEÇER'dir
Ahmet Seçer ilgili konuda bilgi arıyor!
Tam boy
 Ben ve Faramarz esrarlı sütunlarda
|
2003 Eylül ayına dek, Motosiklet Dünyası adlı derginin üç sayfalık gezi bölümünü kocam Faramarz Azar ile hazırladığım için ömrümünün 1/3’ü motor üzerinde yollarda geçerdi. Nerede ilginç, garip, alışılmadık bir şeyler olsa, dostlar haber verir; biz de hemen oralara yollanırdık.
Bu kez haber dr. Ahmet Seçer’den geldi. Ezine, Uluköy yakınlarında ne olduğu, nasıl yapıldığı, neden yapıldığı, nereye gideceği ve nasıl gideceği bir türlü çözülemeyen dev sütunlar vardı. Hemen motorların burnunu o yöne çevirerek olayı incelemek üzere yola çıktık.
Bölgeye ulaştığımızda tarih ve arkeolojiye gönülden bir ilgisi olan dr. Seçer rehberliğimizi üstlendi. O aracıyla önde, biz motorlarımızla arkada, Uluköy’den 2km. sonra gelen Akçakeçili’yi geçip, anayolda 2.5 km. ilerledikten sonra bir köprünün başına geldik. Burada araçlarımızı park ederek köprünün solundaki “in-cin top oynayan” çayıra girdik ve zeytin-armut ağaçları arasından 250m. yürüdük. Çevre inanılmayacak kadar sessizdi. Meyvalar her nedense ellenmeden dallarında çürümüş; önümüzde göz alabildiğine uzanan çayır -üzerinden pek yolcu geçmediğinden- garip bir şekilde vahşileşmişti. Çimenler arasında ne görmeye alışkın olduğumuz keçi pislikleri, ne de tezekler vardı. Sanki köylülerce bile unutulmuş ya da içgüdüsel olarak uğranmaması uygun görülmüş bir yerdi burası.
Birden bitki örtüsü değişti, -değim yerindeyse- her yanı üzerleri yosun kaplı, rüzgarın kamçıları altında uğuldayan yalçın kayalar "bastı". Bu sarp arazide zorlukla bir süre daha ilerledikten sonra aniden önümüze 10-12 metre derinliğinde –uçurum da denilebilecek- bir çukur çıktı. Dikkatle dik bir şekilde alçalan kayaların yanına gittim ve aşağı batkım: Yüzyıllar; hatta belki de binyıllardır unutulmuş dev sütunlar metrelerce aşağıda öylece yatmakta, belki de esrarlarını çözecek, gizlediklerini öğrenecek, böylece de birçok başka soruya yanıt bulacak yürekli bir araştırmacıyı sabırla beklemekteydiler.
Her şey olduğu gibi bırakılmış gibiydi... hem de birkaç saat önce bırakılmış gibi! Sanki şimdi unutulmuş bir zamanda taş işçileri son kez bu sütunları yontmuş, sonra da alet-edevatlarını toplayarak buradan uzaklaşmış ve bilinmeyen bir nedenle bir daha asla geri dönmemiş... ya da dönememişlerdi!
12m. x 1.75 çapında ve her biri 30 ton ağırlığında 16 adet sütun! Issız ovaların ortasındaki bir uçurumun dibinde! Üstelik son derece iyi bir işçilikle yapılmış! Ve de terk edilmiş!
O zamanların ilkel aletleri ile bunu nasıl başarmışlardı? O rutubetli çukurda yüzyıllara meydan okumuş granit bloklardan neden ve nasıl olup da öylesine büyük ölçülerde, hem de tek parça halinde kesilebilmişlerdi? Hangi teknoloji ile bu uçurumun dibinden çıkarılıp başka yere götüreceklerdi? En önemlisi: Kim yapmıştı onları?
Kimileri sütunların Cenevizliler zamanından kaldığını ve gemilerle Roma’ya götürülmek üzere kesildiklerini öne sürüyor. Bu varsayım doğru olsa bile, o zamana göre son derece değerli olan bu sütunların neden orada bırakıldıkları ise hala belirsizliğini koruyor. Sütunların mimarları ve işçileri onca uğraş ve emeklerini sanki rahatça terk edip gitmişler... kimsenin onlara sahip olamayacağını bilir gibi! Gerçekten de sütunları yüzyıllarca kimse de yerinden oynatamamış.
Kimileri ise çevrede Neandria, Alexandria-Troas, Tenedos, Bizantion-Smintheon gibi birçok antik kent olduğunu ve sütunların buralarda kullanılmak üzere yapıldığını iddia ediyor. Oysa gizemli sütunlar
bu kentlerin hiç birinde yer almamış!
Tüm bunlara ek olarak Anadolu’yu –neredeyse karış karış gezip- Coğrafya adlı eserinde anlatmış olan antik çağ coğrafyacısı Strabon da, ne Neandria, ne Alexandria Troas çevresinde bir taş ocağı olduğundan veya buralarda sütun işçiliği yapıldığından söz etmiş! Sütunlar sanki bir zamanlar çevredeki yerleşim birimlerinden gizli olarak ve açıklanması asla istenmeyen bir amaçla... hatta belki de gizlice yontulmuşlar! Ve sonra da öylece bırakılmışlar.
AHMET SEÇER'E ULAŞIN!
Dr. Seçer, bu konuda bir araştırma platformu oluşturmayı ve konuyu tartışmaya açmayı arzuluyor. Çok yer gezmiş ve arkeoloji konusunda bilgili bir kişi olan dostumuz Ahmet, adı geçen araştırma sürecinin gerçekleşmesi ile başka birçok bilinmeyenin de çözülebileceğini düşünüyor.
Ahmet diyor ki:
"Bir araştırmacı değilim, rastlantısal olarak bu yapılarla karşılaştım, yeterli bilgi edinemedim ya da ulaşamadım. Bu özet bilgilerle konuyla ilgilenenlerin bilgi ve fikirlerine gereksinmem var. Bir tartışma ve paylaşım platformu olsun diliyorum."
Devamı=>
Bu konuda teorisi, bilgisi veya önereceği site olanlar lütfen
Ahmet Seçer’e ve/veya bana mail atarak iletişime geçsinler. Böylece kesin bir sonuca varılamasa bile, ülkemizin arkeolojik mirasına sahip çıkmak açısından önemli bir girişim gerçekleşmiş olacak.