Elvin Azar'In 3000 YILIN SIRLARI adlı kitabının TANRILAR KAN İSTİYOR adlı bölümünden alınmıştır.
Telif hakları saklıdır, izinsiz kullanılamaz
PENİS KURBANI VE DİĞER İLGİNÇ KURBANLAR
Anlattığım garabet kurban objelerinden bile daha garibi var; o da penis
kurbanı. Özellikle de Anadolu’nun meşhur ana tanrıçası, bereket ve
bolluğun kaynağı Kibele adına yapılırmış bu eylem antik çağlarda.
Kibele ritlerinin orgiastik de bir tarafı var, çünkü rahipler ve rahip
adayları çıplak dans ediyorlar. Müzik ise özel seçilmiş bir grup rahip
tarafından tef, ziller ve cymbal ile yapılıyormuş. Mistik, esrarengiz
ve büyüleyici olduğu birçok kitapta yazılı. Ayinlerde bu müzik ile “cuş-u
huruş”a gelen rahip adayları bıçağı kapıyor ve penislerini kökünden
kesiyorlarmış. Asıl en çarpıcı yan bu kesik uzuvların toprağa gömülmesi
bence. Bu davranıştaki amaç toprak ile (toprak ana) özdeşleştirilmiş
olan Kibele ile çiftleşmek. Böylece gelecek bahar için toprağı gebe
bıraktıklarına ve bereketlendirdiklerine inanıyorlarmış. Zaten efsaneye
göre Kibele'nin genç sevgilisi Attis de penisini kesmiş. Kibele’nin
Amazonların tanrıçası olduğunu bilmem söylememe gerek var mı?
Bu ayin belki de sünnetin ilk hali. Sünnet sırasında da kesilen parça
atılmayıp toprağa gömülmez mi? Allah'ın emri ile ilk sünnet olan
peygamber Hz. İbrahim'in İÖ. 1263 de doğduğu kabul ediliyor. Kibele
tapımının yaşı daha eski. Hz. İbrahim
Filistin'de, Kibele Anadolu'da. Heredot
(ortalama İÖ. 450) ise Tarih II:104'de çeşitli halkların bu geleneği
Mısırlılardan aldığını fakat aslında kaynağının çok daha eski olduğunu
yazıyor. Demek ki Mısır'da o yıllarda iyice yaygınmış sünnet. Hicretin tarihi
ise İS: 622. Eşdeğişle sünnetin kaynağı İslam öncesine dayanıyor.
Kurbanlıklar içinde sanırım en çarpıcı olanı insan kurbanı. Binyıllarca
yapılmış bu iş; efsane, feshane değil: Öncelikle Skyth'ler diyelim. Bunlar Tarih öncesinde Tuna'dan,
Don'a kadar uzanan bölgede yaşayan halk. Haklarında Heredot epey bilgi
vermiş. Savaş tanrısı Ares'e tapıyorlar. Bu nedenle kan dökmeyi
seviyorlar. Birde garip tapım usulleri var. Odunları üst üste
yığdıklarını, bu tepeciğin üzerine de demirden bir pala koyduklarını
anlatıyor Heredot. Bu pala ile her yıl bir sürü hayvan ve esirlerden de
yüzde birini kurban ediyorlarmış: IV:62 "Esirin başının üzerine şarap
serperler, kafayı bir lenger üzerinde keserler. Lengeri odun bağlarının
tepesine taşıyıp içindeki kanı palanın üzerine boşaltırlar. Kurban
edilen adamların sağ kollarını, elleriyle beraber, omuz başlarından
keserler, gökyüzüne doğru fırlatırlar, sonra giderler. Kol nereye
düştüyse orada, gövde de bir başka noktada, olduğu yerde kalır".
Acımasızlık mı? Olmayabilir; çünkü kendilerine karşı
da aynı esirlerine uyguladıkarı tutum içindeler. Nasıl mı? Gelin
Heredot'un sözlerine kulak verelim. Tarih I/216: "Skyth'lerden birisi
iyice ihtiyarladı mı, yakınlarının bir araya gelip, sürülerindeki başka
birtakım hayvanlarla beraber onu da kurban ederler, etlerini de afiyetle
yerler. Bunu en mutlu akıbet sayarlar. Hastalıktan ölenler yenmez
gömülür. Kurban edilecek yaşa ulaşamamak büyük talihsizlik sayılır".
Şimdi gelelim Mısır'a. Burada da Nile kurban verilirmiş eski çağlarda.
Nil bereket kaynağı ya, bolluk olsun diye her yıl gelin ederlermiş(!)
Mısır'ın en güzel bakiresini bu nehre. Suların kabaracağı mevsimde kızı
iyice süsleyip dibe saplanan bir kazığa bağlar, sonra da karşısına geçip
köylerde gelin odası kapısında kanlı çarşaf bekleyen yengeler gibi kız
ile Nil'in "gerdeğe girişini" seyrederlermiş.
Pers kralı Kyros'un
(Keyhüsrev, İÖ. 559-529) da çocuk kurbanına merakı varmış. Tarih onun
da güneşe, aya, toprağa, suya ve rüzgara çocukları kurban edip,
vücutları ve kanları ile iğrenç ritüeller yaptığını yazmış. Milat
öncesi devirlerde Hintlilerin Padaei adlı göçebe kavmini de anmadan
geçemeyeceğim insan kurbanını anlatırken. Bunların özelliği de
içlerinden bir hastalanınca onu hemen kurban edip yemeleri. Hastalığın
yağları eritip etin tadını bozduğuna inanıyorlar. Hasta tabii ki hasta değilim diye kendini savunur ama
dinletemezmiş. Ola ki bu koşullarda yaşlanabilen olursa, o dahi
öldürülme akıbetinden kurtulamaz ve kurban edilirmiş. İlkçağlarda
Kırımda yaşayan Tauris halkının da gemileri batan Yunanlıları yakalayıp
kurban ettikleri biliniyor. Yaptıkları tören de hayli ilginç. Önce
kurbanın başına sopa indiriyorlar, ardından başı kesip gövdeyi tapınağın
bulunduğu kayadan aşağı atıyor, kelleyi de kazığa geçiriyorlar. Bunlar
kesik kafalara çok düşkünler; çünkü herkes eline geçirdiği esirin
kafasını kesip bunu kulübesinin damına, bacanın yanına asıyormuş.
Nöbetçi babında, eve göz kulak olsun diye!
DEVAMI
|
3000 Yılın Sırları adlı kitabımda yer alan konular:
- Tanrılar Kan İstiyor
- İslam'da Kurban
- Hz. İbrahim
- Yakılan Kitaplar - I
- Yakılan Kitaplar - II
- Antik Eşcinsellik
- Olympos ve Cennet
- Feminist Mitoloji
- Amazonlar
- Aşk Tanrıçası Şeytan
- Son Titanomakhia
- Anadoludaki Cehennem Kapıları
- Troia ve Kenti Yıkan Arabalı Tanrılar
- Troia Tanrıları ve Kitab-ı Mukaddes'in Rab'ı
- Göğe Çekilen Peygamberler
- Mavi Sakal
- Karanlıklar Prensi ya da Tanrısı
- İsim Kaderdir
- Dünyanın Burcu
- Geçmiş Dönemler
- Uranus
- Chiron
- Kova Burcu
- Kova Burcu Çağı
- Kova Burcu Çağı ve Eşcinsellik
- Sonuç
- Gelişme
- Kıyamet
- Zamanlama
- Geçmişte Yok Edilen Kavimler
- Yunan Mitolojisindeki Son
- Atlantis
- Nuh Peygamber
- Ad Kavmi
- Semud Kavmi
- Medyen Kavmi
- Sodom Kavmi
- Sonsöz
Kitaba Bak!
|
|