YAKILAN KURAN

Elvin Azar Süzer'in 3000 YILIN SIRLARI adlı kitabından alınmıştır.
Telif hakları saklıdır, izinsiz kullanılamaz

Bu yazı Kuran'a veya inanca bir saygısızlık amacı ile değil, Müslümanlığın birçok kimsenin sandığından çok daha mükemmel bir din olabileceği, fakat bazı nedenlerle(!) bu gerçeğin gizli kaldığı yönündeki düşünceyi yansıtmak için kaleme alınmıştır.

Benzer bir "iyileştirme"nin (bkz. Yakılan Kitaplar adlı yazım) belki de en fazla baskısı yapılmakta olan bir kitaba da uygulanmış olduğunu söylesem şaşar mısınız? Bu kitap ise ne tarih, ne de felsefe kitabı... "Yeniden düzenlenen" metin, İslam’ın kutsal kitabı Kuran-ı Kerim! İyisi mi, olayı en baştan anlatayım:

Hz. Muhammed'e vahiy geldikçe bilgiler peygamber tarafından anında söylenir; sahabe tarafından lihaf (küçük taşlar), rika (ağaç yaprağından bir çeşit kağıt), ektaf (deve ve koyun kemikleri) ve üsub (ağaç parçası) üzerine yazılır; bir yandan da hafızlarca ezberlenirdi. Hz. Muhammed öldükten sonra çeşitli insanların elinde ayet ayet bulunan kitabı tek bir nüshada toplamak ilk Hz. Ömer'in aklına geldi. O zamanki halife Hz. Ebubekir'e bu düşüncesi açtı açmasına ama halife "peygamberin yapmadığını yapmak yanlıştır" inancı ile öneriyi reddetti.

Acaba böyle davranmakta haklı mıydı? Belki haklıydı, belki de değildi; bilemiyorum ama, bilmeyi çok isterdim! En ince ayrıntılar için bile hadisi olan peygamberin "resmi mushaf" oluşturmak için hiç bir girişimi, hatta sözünün olmaması garip değil mi? Eğer böyle bir arzusu olsaydı belirtmeyi unutmuş olabilir miydi sizce? Yada gözden kaçırmış?.. Öte yandan Kuran’ın toplanmasına yönlendirici bir ayet Kuran’da da yok. Bu da üzerinde durulması gerekli bir nokta değil mi?

Biz yine konuya dönelim... Zaman içinde giderek hafızlar savaşlarda birer birer ölmeye başladılar; ridde (dinden dönme) olayları fazlalaştı ve sonunda hz. Ebubekir kararını verdi: Kuran toplanacaktı. Görev Zeyt ibn Sabit'e verildi. Bu güç bir işti. Öyle ki delikanlı bile: "Dağlardan bir dağı taşıyıp getirmem emredilse, verdiği görev kadar ağır gelmeyecekti" demiştir. Buna karşın Zeyt bu zor görevi de "Hurma dallarından, küçük taşlardan ve ezberden izleyip derleyerek" yerine getirdi.

Kuranın toplanması bir yıl sürdü, 23 yıl boyunca inmiş ve -bir anlamda- kapanın elinde kalmış ayetler öyle dağınık bir biçimde, öylesine alakasız kişiler tarafından getirilmekteydi ki Zeyt ibn Sabit bir ayeti doğru kabul etmek için iki tanık şartı koymak zorunluluğu hissetti. Binbir zorlukla geçen aylardan sonra Kuran'ın tek örneği hazırlanıp Hz. Ebubekir'e verildi. Yıllar geçti, Hz. Ebubekir öldü, yerini Hz. Ömer aldı ve Kuran yeni halifenin yanında tekrar ortaya çıktı. Zaman içinde Hz. Ömer de ölünce kitap kızı Hafsa'ya verildi. Bu arada Hz. Osman halife olmuştu.

Yeni halife zamanında dinsel konularda birbirini tutmayan çok farklı görüşlerin olduğu artık reddedilemez biçimde ortaya çıkmıştı. Bu durum ise birçok kişiyi rahatsız ediyordu; çünkü herkesin elinde birbirinden başka başka anlamları olan ayetler vardı. Hz. Osman da bu çelişkileri yok etmek için Hafsa'ya bir adam yollatıp, Hz. Ebubekir'in toplattığı Kuranı aldırdı. Halife bu Kuranın doğruluğuna inanmamış olacak ki onu dinsel çelişkileri gidermek için kaynak kitap anlamında kullanmadı. Yerine, yine Zeyt ibn Sabit başkanlığında yeni bir kurul topladı ve "Kurana son şeklini vermek için" çalışmalar başlattı.

Bu çalışmalar kapsamında yapılan araştırmalar sırasında birbirinden farklı birçok Kuran saptandı. Sonuç olarak bunların içinde en güvenilir olan beş nüsha (Zeyd'in, Ubeyd bin Kab'ın, Abdullah bin Mesud'un, Ebu Musa Abdullah el Esari'nin ve Mikdad bin Amr'ın nüshaları) temel olarak alındı. Yine de ortak bir görüşte birleşilemedi; çünkü bu kez de lehçe farkları anlamda farklılıklar yaratmaktaydı.

Herneyse; sonunda yeni bir mushaf ortaya çıktı ve son mushafın oluşmasına kaynaklık eden tüm diğer sahife, parça veya kitaplar toplanıp yakıldı (Buhari Kitabü'l Fedail bap 1-2). Buna rağmen Hz. Ebubekir'in toplattığı ilk Kurandan tek bir örnek kalmıştı: Hafsa'dan alınan ve yeni kitap düzenlendikten sonra ona geri yollanan Kuran. Oysa yıllar sonra Emevi halifesi Hakem oğlu Mervan, artık ölmüş olan Hafsa'nın Kuranını da alacak ve onu da "Yakılmamış olsa kuşkulara yol açardı" düşüncesi ile yaktıracaktı (İbn Ebi Davut).

Akıla takılan öyle çok soru var ki... Örneğin Tanrının buyruklarını en sağlıklı biçimde yansıtanın acaba hangi Kuran olduğu? Hafsa'daki mi; yıllar sonra Osman'ın derlettiği mi; yoksa bambaşka insanların elinde dağınık gezerken yitirilen ayetler mi? Bir diğer cevapsız soru ise neden Ebubekir devrinde Zeyd ibn Sabit başkanlığında bir kurul ayetleri toparlayıp bir mushaf oluşturmuşken, Hz. Osman'ın yine Zeyd ibn Sabit başkanlığında yeni bir kurul toplamaya gerek duyduğu? Bunlara ek olarak Hz. Muhammedin devrinde Kuranı ezberden okuyan hafızların düzeninin ne sebeple aynen kabul edilmeyip bir "araştırmacı" kurula gerek duyulduğu de bir başka muamma?

Bu gün elimizdeki Kuranda ayetler vahiy oluş sırası ile dizili değildir. Hz. Osman'ın kurulu bu düzeni, ayetlerin geliş tarihinin veya iniş nedeninin unutulmuş olması sebebi ile oluşturamamıştır. Bu bilgiler ışığında metne yanlış hiçbir ayetin katılmadığı, yada gerçek hiçbir ayetin mushaf dışı kalmadığı rahatlıkla öne sürülebilir mi? Okuyucunun bireysel bazda varması gereken bir yargıdır bu...

Bu gün okuduğumuz Kuran'ın "has be has" Tanrı kelamını yansıtmadığı, "iyileştirme" süreçlerinde özünün bozulduğu sık sık öne sürülen bir teoridir. Bunun ötesinde kimi araştırmacılar orijinal metine karışanın sadece insan uydurması değil, Şeytan uydurması olduğunu da öne sürmüşlerdir. Örneğin Salman Rushdie... Şeytan Ayetleri adlı kitabında!.. Hemen belirtmek isterim; kitabın içeriğinin gerçekdışı olduğu Dinayet İşleri Başkanlığı ve diğer din bilginleri tarafından kanıtlanılmıştır. Bunu az sonra anlatacağım... Ama dilerseniz önce kitaba konu olan olaydan kısaca söz edelim:

Olay Mekke'de geçmiş; Hz. Muhammed’in Müslümanlara Necm suresini okuduğu -hani romanlarda nasıl derler- sıcak bir yaz gününde. Çevrede bir sürü müşrik de var. Onlar da dinliyorlar peygamberi. Derken Hz. Muhammed 19.ve 21. ayetlere geliyor "Ey kafirler, Lat, Uzza ve bundan başka üçüncüleri olan Menat'ın ne olduğunu gördünüz mü? Demek erkekler sizin de dişiler onun mu?" demesine kalmıyor Şeytan peygambere şu ayetleri de söyletiyor: "İşte bunlar yüce turnalardır, şefaatleri elbette ki umulur...”

Lat, Menat, Uzza Kabe’deki putların en önde gelenleri ve üçü de dişi. Şimdi Buhari'ye dönelim, (Tecrid, hadis no: 555-556) ve olayın devamını öğrenelim. Buhari’nin naklettiği sözler peygamberin arkadaşları Abdullah ibn Abbas ve Abdullah ibn Mesud'a ait: "Peygamber Mekke de Necm suresini okurken secde etti ve onunla birlikte aldığı toprağı alnına götüren yaşlı birinin dışında Müslüman ve puta tapan herkes secde etti." Aynı olay Süyuti ve ibn Hacer'in eserlerinde de geçiyor: "Hz. Muhammed bu sözleri söyleyince putperestler -Muhammet daha önce değil, bugün tanrıçalarımızı iyi sözlerle andı- dediler. Yine bunun üzerine peygamber secde etti ve onlar da secde ettiler". Fakat hemen sonra yapılan yanlış fark ediliyor ve 21. ayetten sonraki "Şeytan Ayeti" sayılan sözler Kurandan çıkarılıyor.

İkinci şeytan ayeti ise Hacc 52. Bu bir uyarı ayeti: "Ey Muhammed, Senden önce gönderdiğimiz hiçbir peygamber ve elçi yoktur ki, birşeyi dilediği zaman Şeytan onun okuduklarına fitne karıştırmamış olsun. Allah Şeytan'ın karıştırdığını giderir. Sonra da ayetlerini sağlamlaştırır". Ama bu ayetin sözü geçen olay nedeni ile geldiğine dair bir kanıt yok. Bu vakadan birkaç yıl sonra ise kimilerine göre bir diğer Şeytan ayeti daha iniyor: Isra 73-75: "Ey Muhammed! Onlar seni, sana vahyettiğimizden ayırıp, başka birşeyi bize karşı iftira etmek için uğraşırlar. O vakit onlar seni dost edinirler. Sana sebat vermiş olmasaydık, and olsun ki sen onlara biraz da olsa meyledecektin. Eğer bunu yapsaydın, sana hayatın da, ölümün de kat kat azabını tattırırdık. Sonra bize karşı kendine bir yardımcı bulamazdın." Ama bu ayetin de "o" olay için indiğine dair bir kanıt yok. Bu bağlamda İslam bilginleri devreye girerek olayın kasıtlı uydurulduğunu söylüyor ve savlarını şöyle savunuyorlar: "İsra 73-75 Hicret'den 2-3 yıl önceki Mirac olayından sonra vahiy olmuştur. Bu ise tanrının peygamberi uyarmak için beş, on yıl beklediğini gösterir ki, bu durumu aklın kabul etmesi imkansızdır". Ve ardından soruyorlar: "Şeytan ayetleri sayılan Necm 19-20 ardından gelen 23. ayet neden göz önüne alınmıyor?" diye. Necm 23 ise şöyle: "O putlar hiçbirşey değil, ancak sizin ve babalarınızın uydurduğu isimlerdir. Allah onlara hiçbir hüccet indirmedi..."

Kuranın özünün değişmediği gerçeği yaygın olarak kabul görse de, metin içinde çelişik ve birbiri ile aykırı olan bilgilerin yer almaktadır. Oysa bu aykırılık bizzat Tanrı tarafından yaratılmış ve adına da "nesh" etme denmiştir. Bu görüş değiştirme (neshü'l-ayet bi'l ayet) bir ayetin yerine diğer bir ayetin gelerek, onun hükmünü kaldırması ile açıklanır ve Kuranda yeri vardır (Nahl 101 ve Bakara 106). Kaldırılan ayete "mensuh", onun yerine yollanana ise "nasih" denilir. Şimdi ben derim ki, mensuh (iptal edilmiş) ve "nasih" (yerine konmuş) ayetlere bir göz atalım:

Hoşgörü ayeti Kafirun 6:
"Sizin dininiz size, benim dinim bana"
mensuh sayılmış (kaldırılmış). Yerine Kılıç ayeti Tevbe 5 konulmuştur.
Kılıç ayeti Tevbe 5:
"Hürmetli aylar çıkınca, Allah'a eş koşanları nerede bulursanız öldürün..."

Şarabı öven Nahl 67:
"Hurmaların meyvesi ile üzümlerden bir içki ve güzel bir rızk edinirsiniz. İşte bunda aklını kullanacak kavim için şüphesiz bir alamet vardır"
iptal edilmiş; yerine, şarabı haram ilan eden Bakara 219 konulmuştur.
Bakara 219:
"Sana sarhoş edici içkileri ve kumarı sorarlar, de ki: ya Muhammet, ikisinde de hem büyük günah, hemde insanlara fayda vardır. Günahları faydalarından daha büyüktür"

İslam askerlerinin düşmana oranla 1'e 10 üstün olduğunu açıklayan Enfal 65:
"Ey peygamber, inananları cihada teşvik et. Eğer içinizden sabırlı 20 kişi bulunursa, onların 200'üne galip gelir. Ve sizden 100 kişi olursa, kafirlerin 1000'ini yener"
iptal edilmiş; yerine askerlerin gücünü sadece düşmanın iki katı olduğunu deklare eden Enfal 66 konulmuştur.
Enfal 66:
"Şimdi Allah yükünüzü hafifletti. Bildi ki sizde muhakkak bir zaaf var. Artık sizden sabırlı 100 kişi olursa, 200'ünü yener; eğer sizden 1000 kişi olursa, Allah izni ile 2000'e galebe çalar".

Fahişeliğin kanıtlanması için dört insanın tanıklığının gerektiğini söyleyen Nisa 15:
"Kadınlarınızdan fuhuş yapanlara karşı 4 tanık getirin"
iptal edilmiş; yerine bu suçu kanıtlamak için tek kişinin tanıklığının yeterli sayıldığını açıklayan Nur 6 konulmuştur
Nur 6 :
"Kadınlarına zina isnad eden ve tanıkları olmayan kimseler doğru söylediklerine 4 kez Allah'ı tanık göstersinler."

Nesh etmenin Tanrı emri ile gerçekleştiğinden üst paragraflarda söz ettim. Fakat şimdi okuyacağınız ayetlerin de Tanrı kelamı olduğu anımsanırsa kafalar karışabilir:
Fatır 43:
"Hayır, sen Allah'ın kanununda değişiklik bulamazsın. Sen Allah'ın kanununda bir döneklik de bulamazsın".
Feth 23:
"Allah'ın önceden beri gelip geçmişlere tatbik ettiği kanun budur. Allah'ın kanununda bir değişme bulamazsın";
Enam 115:
"Rabbinin sözleri doğruluk ve adalet bakımından tamdır. Onun kelimelerini değiştirici yoktur".
Ahzab 62:
"Allah'ın bundan önce gelip geçenler hakkında tatbik ettiği kanunda bir değişiklik bulamazsın".

Son olarak Kuran toplanırken kimi ayetlerin kitaba alınmadığı düşüncesini çağrıştıran bir olaydan söz etmek istiyorum. Bu, zina eden kadınları taşlayarak öldürmek (recmetmek) konusunda. Bilindiği gibi recim Kuranda yer almıyor, sünnet kapsamında sayılarak uygulanıyor. Oysa hz. Ömer'in bir söylevinde sarfettiği şu sözler hayli ilginç. Kaynak Orhan Hançerlioğlu, İslam İnançları sözlüğü. Bu mini ansiklopediye göre şöyle diyor Hz. Ömer: "Allah'ın, Muhammede indirdiği kitapta recm ayeti de vardı. Onu okuduk, ezberledik, peygamber uyguladı, biz de uyguladık. Korkarım bizden sonra halktan kimileri, recmi Allah kitabında bulamıyoruz derler de Allah'ın indirdiği bu farzı bırakıp sapıtırlar." Ünlü yazar Orhan Hançerlioğlu recm hakkındaki ayetin Kuranı toplamak için oluşturulan kurula bizzat Hz. Ömer tarafından verildiğini fakat iki tanık getiremediği için Zeyt bin sabit tarafından mushafa alınmadığını yazıyor.

Bir sürü done, bir dolu sav. Hangisi gerçek, hangisi uydurma Çözmek zor. Oysa kesin olan birşey var ki, tüm diğer kitaplar kadar kutsal kitaplar da insanların kitap yakma huyundan nasibini almış. "Keşke" diyorum, "keşke halife Hz. Ebubekir tarafından toplanan ilk Kurana kaynaklık eden dağınık ayetler yakılmasaydı". Sonra yine "keşke" diyorum, "keşke halife Mervan da Hz. Ebubekir'in toplattığı o ilk mushafı yakmasaydı".

Ve ardından soruyorum kendi kendime: "Acaba neden yaktı?" diye. Ah, evet, unuttum; "Yakılmamış olsa kuşkulara yol açardı" düşüncesi ile yaktıydı değil mi?

Peki eğer iki metin arasıda çelişki yoksa neydi kuşkuya yol açacak olan acaba?...

Devamı