Free Download (Kitabın 72 sayfasını)
On-Line Oku
Adına İmzalı Satın Al
İncele
 
İLETİŞİM DOST SİTELER
GEZİLERİM FİLMLERİM HQ ELVİN KİM? BİLGİLER WALLPAPERS

NEREDEYİM, NE YAPIYORUM?       SAYFA 2

SAYFA 1
Sırapınar 3
Beykoz Yolu
Gizli Yol 3
SAYFA 2
Sırapınar 2
Soğuk Su
Gizli Yol 1-2
Kumbaba 2
Gelibolu
SAYFA 3
Necati Fırat'ın villası
Otoyol Kenarları
Sırapınar 1
Üvezli
SAYFA 4
Kumbaba 1
TIR parkında kamp
Mürefte
SAYFA 5
Ayvacık
Kalealtı
İnebelyi
SIRAPINAR 2 (13 Haziran 2010)
Yeşil rengin en güzel tonlarının olduğu Sırapınar! "Yeşil Çayır" başka nasıl olur?

Bu kez de Sırapınar'da, piknik alanı denilen toplama kamplarına sokulmadan kontak kapatabileceğimiz bir köşe bulduk... Biz! Ben illa ve kat'a yerde oturacağım işte! Bu ortamda içilmez mi? Yeşil... İşte böyle olur!


GİZLİ YOL 2 (16 Mayıs 2010)
Gizli Yol'umuza ikinci yolculuğumuz. DİKKAT: Bu gezimizde fotoğraf yerine video kamera ile çekim yaptığım için resimlerin büyük boyu yoktur.

BU GEZİMİZİ FİLM ŞEKLİNDE İZLE!






AYDOS (12 Mayıs 2010)
Orman akşamı...


SELİMPAŞA (8 Mayıs 2010)
Selimpaşa'da bir mini-bahçedeyiz. Fıçı biraları enfessss!!

"Güzellik Salonu"nun eski sahibiyleyiz. (Bilgi için bkz. TIR parkında kamp bölümü :-)))


SOĞUK SU (25 Nisan 2010)
Bu kez de Soğuk Su, Aygır Deresi dolaylarındayız!

Faramarz şahin bakışları ile yayılabileceğimiz yer arıyor.:-) Motorları yolun kenarına çekip sarp yamaçtan aşağı inmemize karar veriyor! Kayalar arasında oturmanın zevkini önce anlayamıyor... ama burada bir düzlük var! Hemen yayılıyoruz. İşte yerimiz :-) Aygır deresi manzarası soluk kesici...
Yamaçtan aşağı inip keşfe çıkıyorum. "Buradan birkaç resim çekmeli" diyerek makinemi çıkarıyorum. İşte ilk görüntü... Derenin yakından görünümü...
Biraz daha ilerliyorum... Süper bir manzara! Avcılar burada da hayvan öldürmüş. Geri dönüyorum... artık keyif zamanı ;-)


GİZLİ YOL (18 Nisan 2010)
İlkbaharın ilk gezisi GİZLİ YOL...Neresi mi bu Gizli Yol? Adı üzerinde... gizli!

Yasa, doğayı insana yasakladıktan; halkı paralı, çitle çevrili yerlere topluca sıkıştırdıktan beri... Biz de gizli yollara sapıyoruz! Artık birer kaçağız :-)

Haydi, resimler boyunca peşimden gelin...






Yeni bir yol... Daha derinlere gitmeye ne dersiniz?







Ve yolun sonu...

Yeni bir dostum var!

Kucağım gelme ayrıcalığını verdim ona...

Ama o beni kız arkadaşı
sandı :-)))))

Şeker kurbikler... :-)

Bazı(!) hafriyatçılar burayı da keşfetmiş!


Doğayı insan kirletmez...

Cehalet kirletir...

İnsan temizler!

Akşam oluyor...

Pet şişede rakı; 5TLlik Köçek marka şarap; bol su...
daha bol özgürlük!

Ve tabii ki canım kocam!

İşte benim basit... ama çok da derin yaşantım.


KUMBABA GEZİMİZ (20 Eylül - 23 Eylül 2009 )
Sonbaharın ilk gezisi Kumbaba...

Bayram tatili gelirken kara kara düşünüyordum: Yola çıkmak için Faramarz’ın toplayabildiği para benim yakıtım (bira) ve kızımın yakıtına (benzin) yetmiyordu. Zaten -birbirimize yardım etsek de- kasalar ayrıdır. Ben de bir klip çektim ve Facebook ile iki Yahoo grubumdan bir duyuru yayınladım. Durumu olduğu gibi anlattım ve klibini bana destek olmak için 5TLye satın alalarını istedim. Yardımlar geldi, herkes sağ olsun :-)
Ve tekrar yollardayım!

Para kısıtlı olduğu için yakın bir güzergah belirledik: Kumbaba-Karyat kampingdeyiz.

Sevgili evimiz yeniden bize kucak açıyor...

Barımız anında hizmete giriyor :-)

Bu gezide -şişesi 2.5 TL olan- biradan vaz geçmek zorundayım. Yaşasın 5 TLlik şarap. Kollarımda kızımla annemin kucağındayken ne fark eder ki?

Korkunç bir sğanak başlıyor.

Bu kez arkamda mecburen çadırım var.

Oh! Hava yine açtı, güneşte biraz kestireyim :-)

Mangalsız duramayız, ama tavuk ciğerine razı olmak zorundayız :-)

Kömür yerine de çalı-çırpı. Herşey daha doğal bizle!

Hava gerçekten soğuyor. "Camp Fire"ın tadına varmak için bir fırsat bu.
Ertesi gün çadır komşumuz olan dünya tatlısı iki "gezgine" ile iyice yakınlaşıyoruz: Ayten ve Ayla. Kültürlü, zarif, sempatik ve zeki iki arkadaş fırsat bulunca sırt çantalarını, çadırlarını kapıp yollara düşüyorlar. Ayla tek başına Rusya'ya dek gitmiş.

Bize Kaola ve inanılmaz lezzetteki çikolatalardan ikram ediyorlar. Sabah 09.00 da kahve ve kahve likörü... Süp-per bir etki!

Ayrılırken tüm "nevalllelerini" güzel gönüllü oldukları için bize bırakıyorlar. Bu gece karnım doyacak :-)))

Bu da farklı bir dost.

Dostluk derken aklıma geldi: 6-7 yıldır motorumun gidonunda bir çan sallanır. Onu bana Amerikalı ve eski bir "ex-one percenter" olan Outlaw armağan etmişti. Muhteşem bir adamdı. Otoyol Kraliçesi adlı romanımdaki Outlaw karakteri ondan esintidir.

Gözüm ördeklere ilişiyor...

Onları izleyince bir sal ve ırmak ile karşılaşıyorum...

Solumda ırmak denize karışıyor.

Salla karşıya geçiyorum... Bir yapı...

İlerliyorum... Terk edilmiş bir tesis. Bir süredir metruk olduğu belli. Eski ünlü Kumbaba Oteli! Kapanmış!

Çocukluğumdan anımsıyorum, babamın hayran olduğu çıplak aşk tanrıçası heykeli. Sık sık yanına gidip göğüslerini okşardı. Şimdilerde yapayalnız.

Yanında Akdeniz foku ile yeniden sevilmeyi bekler gibi.

Faramarz okşuyor onu...
Umarım uygun yere taşınır, eski hayranlarına, aşk dolu günlerine kavuşur.

Hayatımda hep heyecan ve keyif var. Ya da canım hangisini isterse o...

Bu yaşamın bedeli ise tek ve de yırtık pantalon ile gezmek zorunda olmak. Pantalon "havasın" kesilmedi, yıllar içinde yırtıldı. Eski gezilerime göz atın, yıllar önce sağlamdı:-)

Alemimiz başlıyor yeniden...

Belki karnım aç, içkim ucuz şarap; ama doğanın ortasında, kulağımda patlayan müzik bence tek mutluluk.

Keşke o anlarda, bu fotoğrafta gördüğünüz ağaçların nasıl "dile geldiğini" de gösterebilsem.
Ertesi sabah kampın restoran kısmının sahibi bize nefis bir kahvaltı ikram ediyor. İnanılmaz biçimde Sinan Çetin'e benzeyen Levent, "çağın adamı" kimliğinde yaşarken zarif ruhunu koruyabilmiş.
Bize anlattıkları çok acıklı: Bir ay sonra bu kamp kapanıyormuş ve üzerindeki 150 ağaç kesilerek otel inşaatı başlayacakmış! Kampın işletmecisi kadar Levent de üzgün. "Belediye nasıl izin veriyor?" diyorum. Yanıt ise çok garip: "Bunlar kendi kendine biten önemsiz ağaçlarmış, o nedenle kesmek serbestmiş". Herkes birbirine soruyor: "Peki bu ağaçlar havayı temizlemiyor mu? Toprağı korumuyor mu?"
Bir haber daha: Artık Şile'de içki satışı yasak gibi birşey; çünkü içki satma ruhsatı kontrolları çok sıkılaşmış... ruhsat almak da zorlaşmış. Hoşçakal güzel Şile.

Fazla hüzünlendik. Güzel bir foto ile bu geziyi anlatmayı bitireyim.


GELİBOLU GEZİMİZ (28 Ağustos 2009 )
30 Ağustos'ta Gelibolu, Milli Park'taydık.


Yine bir hazırlık...

Yeni bir yola çıkış...

Gişeleri geçince yol gerçekten başlar!..

İlk durağımız daima Selimpaşa TIR parkıdır.

Yol... başka söze ne gerek var?

Yine bira içecek bir yol kenarı bulmuşuz :-)

İçe-içe yol alınırsa kampa güneş batarken varılabilir! :-)

Kampımız: KORU MOTEL...

Güzeller güzeli Koru Motel.

Mekanımız... Uzaktan...

Çevremiz...

Çevremiz...

Çevremiz...

Bendeniz!

Yine bir konuk. Her gezimin değişmez karesi...

Ertesi gün Gelibolu'ya varıyoruz.

Gelibolu'ya gelinir de balıkçılar meyhanesine uğranmaz mı?

Gelibolu meydan.

Milli Park, Son Ok anıtı.


Milli Park, Nuri Yamut anıtı.

Yeniden yollardayız... Hedef: Alçı Tepe.

Bira molası ;-)

Sorunlar... Yaşamın değişmez misafirleri.

Canım Alçı Tepe'min meydanı.

Canım Alçı Tepe'm meydanı. (Diğer yönden görünüm.)

ALçı Tepe'deki çok sevdiğim arkadaşım "Alemci Cevdet".

Yılmaz Pansiyon'a varıyoruz. Sanki bir cennet burası!

Yılmaz Pansiyon'un balkonundan panoramik görünüm 1

Yılmaz Pansiyon'un balkonundan panoramik görünüm 2

Yılmaz Pansiyon'un balkonundan panoramik görünüm 3

Yılmaz Pansiyon'un balkonundan panoramik görünüm 4

Yılmaz Pansiyon'un balkonundan panoramik görünüm 5

Faramarz annesinin kucağında...

Ben de kızımın kucağında!...

Dönüşte yeniden Koru Motel de birkaç güm konakladk. Evimin (çadırımın) önünde kızım...

Artık dönyoruz. Tekirdağ'daki bira molasında motorcu arkadaşımız Sami'ye rastlıyoruz.